11 Nisan 2014 Cuma
2 Mart 2012 Cuma
ELinde bıçak, fayansları seyretmeye başladı kadın. Çalı fasulyesini ayıklamış, soğanları ve domatesin kabuklarını soymuştu. Hepsini çiğden karıştıracak, kısık ateşte pişmeye bırakacaktı. Domatesleri küçük küçük doğrarken birden büyük bir yorgunluk hisetti. Omuzları düşük, sırtı hafif kambur, ellerinde domates ve soğan kokusu kaç yıldır bu fayansların önünde yemek pişirdiğini, bulaşık yıkadığını düşündü. Bıçağı bıraktı tezgaha ve yatak odasına doğru yürüdü. Yatağın üzerine oturdu. "Tozları almasam, lavaboları ovmasam, ütü yapmasam ne değişir?" diye düşündü. "Ya da şimdi çekip gitsem..." Tuvalet masasının aynasında kendisine baktı. Bakımsız saçlarını, gözlerinin altındaki mor lekeleri ve yüzündeki sarkmayı fark etti bir kez daha. Geçip giden zamana ve zamanın hızına şaştı. Özel günler için saklanan, o özel günler de çok nadir söz konusu olduğundan bayatlamış parfümlere, aynanın önüne dizdiği diğer süslenme malzemelerine baktı. Kimse sorumlu değildi bu bayatlamadan. Kendisi dışında...
Not bırakmalı mı?..
Tekrar mutfağa döndü. Alıştığı şeyleri yapmaya başladı yine. Tencereye hazırladığı malzemeyi koydu. Şekerini ilave etti. Kapağını kapadı. Ocağa yerleştirdi tencereyi. Mutfağı toparladı. El bezlerini yıkadı. Buzdolabını temizledi. Sebzelikten bozulmaya yüz tutmuş sebzeleri çıkarıp attı. Çöpün ağzını bağladı. Kapının önüne koydu. Evi toparladı. Gömlekleri ütüledi. Yatak çarşaflarını değiştirdi. Makineden çıkardığı çamaşırları astı. Salata malzemelerini yıkadı. Salatayı hazırladı. Üzerini kapadı. Pişmiş olan fasulyeyi servis tabağına aktardı. Dolaba kaldırdı. Mutfağa bir göz attı. Her şey yolunda görünüyordu. Ayakkabılarını giydi. "Bir not bırakmalı mıyım?" diye düşündü. Kalem aradı. Bulduğunda ne yazacağını bilmiyordu. Hiçbir şey yazmamaya karar verdi. Çantasını aldı. Anahtarını masanın üzerine bıraktı. Kapıyı çekti. Merdivenlerden yavaş yavaş indi. Apartman kapısından çıktığını gören kediler yemek hevesiyle miyavlamaya başladılar. Sokağın başına doğru yürümeye başladı. Caddeye çıktı. Bir taksiye bindi. Nereye gideceğini düşünmemişti. Herhangi bir yer söyledi. Radyoda sevdiği bir şarkı vardı. Birden ağlamaya başladı. Taksici önce ses etmedi sonra bir mendil uzattı. Belli ki alışkındı. Ağlarken sırası karışık bir sürü şeyi düşünüyordu. İlk çocuğunun doğumunu, kocasının ilk çapkınlığını, annesinin cenazesini, çocukluğunu... Hepsine birden ağlıyordu sanki. Kaçırılmış fırsatlara, sırt çevrilmiş olasılıklara, yarım bıraktıklarına... Doğradığı bütün patates ve soğanlara. Ve hiçbir yere gidemeyişine. Her defasında vazgeçişlerine. Yine pişman olarak evinin adresini söyledi şoföre. Anlayışla kafa salladı şoför.
Usul usul şarkı söyleyerek
Hiç acele etmeden bıraktı kadını evinin kapısına. "Okuldan gelmiştir" diye düşündü zili çalarken. Oğlu açtı kapıyı yüzüne bakmadan, "nerdesin anne yaaa karnım aç benim!" Kadın kalakaldı kapının önünde. Her şey hazırdı oysa. "Ben yetiştirdim bu çocuğu" diye düşünerek mutfağa girdi. Yemekleri çıkardı. "Bir gün çekip gitsem açlıktan ölür mü bunlar" dedi yüksek sesle. Bir gün çekip gidemeyeceğine yandı içi. Sofrayı kurdu. Oğluna seslendi. Anahtarına çarptı gözü. Çantasına koydu. Masayı topladı. Bulaşıkları yıkarken gözü fayanslara takıldı yine. Radyodaki şarkıyı söylemeye başladı usul usul. "Kimseye etmem şikâyet Ağlarım ben halime..." Oğlunun sesi geldi içerden. "Anne kapı çalıyor baksana..." Boğazında bir ağrı, kapıyı açmaya gitti kadın. Kocası gelmişti. Karşı komşusu da okuldan dönen çocuğunu karşılıyordu. Güldüler birbirlerine. "Göz altları morarmış" diye düşündü her ikisi de diğeri için. Birbirlerine ne kadar benzediklerini farketmeden, duvarlar ve fayanslarla birbirinden ayrılmış mutfaklarda sıradan günlerine devam ettiler... Usul usul şarkı söyleyerek, ağlayarak hallerine...
İclal Aydın -
1 Mart 2012 Perşembe
29 Şubat 2012 Çarşamba
Dostla da davul dengi dengineymiş...
Düşünmeden kurulan cümleler ,
Bana göre bir yaşlının diş ipi gibi kokar burnuma...
Mutluluğumu, kötü kokulu cümlelere ezdirmem.
Yüreğimin her köşesine, lavanta keseleri asıyorum...
Sevgimi, bana çiceklerle gelene armağan ediyorum..
İstemeden kırdığım insanların gönlünü almayı biliyorum..
Kalbinin yerinde ,kurtlanmış et parçası taşıyandan ,
Gönlü bile olmayanlardansa özür bile dilemiyorum...
Aslında "teşekkür ediyorum"
Siyahın yanında beyazın tezadını gösterdikleri için...
Onlarla üç kuruşluk keyfimi bozmak istemiyorum...
Dostlada davul dengi dengineymiş...
Telesekretere bağlıyım artık sen anlat anlat ....
Bağışlayıcı yönümü de meşgule vereceğim ,
Derdini git Marko Paşaya anlat.....
B.Oral...
Erkek Kısmı
Karşınıza bir kaç erkeği oturtsak onlara ne sormak isterdiniz? Kadında ne aradıklarını mı yoksa aradıklarını buldukları halde, neden aldattıklarını mı.
SÜPER ZEKALI PAZARLAMACI

herşey ama herşey satılmaktadır.
Patron sorar:
Daha önce hiç satıcılık yaptın mı?
Evet köyümde bu işi yaptım.
Patronun gözü cocugu tutar:
ıyi, yarın başlıyorsun. Ertesi gün akşam olur ve patron
çocuğu karşısına alır;
Evet, bugün kaç satış yaptın??
Bir!
Ne bir mi? Diğerleri 20-30 satış yaptılar,
Nasıl bir? Kaç dolar tuttu peki? 320.334 USD doları.
Patron şaşırır ve sorar:
Nasıl becerdin bunu?
Adama ilk başta küçük boy bir olta, sonra orta boy
ve sonra da büyük boy bir olta sattım.
Adama nerede balık tutucağını sordum.
Kıyıda diyince bir tekneye ihtiyacı olduğunu söyledim.
Tekne bölümüne indik ve çift motorlu, yelkenli,
lüks bir yat sattım.
Vosvosuyla bunu çekemeyeceğini söyleyince
son model 4×4 bir jeep sattım.
Patron kendinden geçer:
Ne diyorsun, bütün bunları bir küçük olta almaya
gelen adama mı sattın?
Genç çocuk cevap verir:
Yoo aslında karısı için bir tane orkid istemişti…
Ben de ona şöyle dedim:
“Haftasonun mahvolmuş, sen en iyisi balığa git…”
3 Ocak 2010 Pazar
Yürekte boşluğu çok büyük, ama yeri hep sıcacık kalacak.

Hayat bana hiç adil davranmadı diyebilirim maça eksik kadroyla başlattı yenilgilerimi her seferinde yüzüme tokat gibi vura vura yıprattı sürekli.Dizlerim ellerim yara bere içinde her seferinde ayağa kalktım ama izlerini kimse silemedi,ve benden başkasıda bunu farkedemedi sanırım.Aklıma yaşanılanlar geldikçe bunları başkası yaşamış gibi bedenimden ayrılıp başkasını dinliyormuş gibi oluyorum sanırım ben böyle yaparak kaçış kapısını bulmuşum .
Hayatımı tulum gibi ters yüz eden o günü anlatmaya çlışacağım ama kapının aralığından her an kaçabilirim .
İşte böyle bir 12 yıl yaşadım ve o hafta aniden eve evlenip başka şehirlere yerleşen abilerim, ablam ,onların eşleri çocukları akın ettiler ev tıka basa doldu.Bizim ev böyle toplanmaları bir düğünlerde birde cenazelerde yaşardı.
Ben herkezin bir arada olmasından mutluydum ama normal olmayan şeylerde yaşıyordum
mesela saçlarım belime kadar uzundu ve hiç açık gedirmezlerdi hep sıkı sıkı örülürdü ama o hafta hem istediğimi giydim hem saçlarım acık gezdim hemde her zamankinden fazla ilgi vardı üzerimde .birşeyler normal değildi anlamaya çalışırken o kara basan gün geldi ve
o hep cekindiğim korkuyla karışık bir okadarda sevdiğim subay olan abim beni çağırdı yanına ve gel bakalım senle ikimiz şu odada biraz konuşalım bakalımmmm dedi ve omuzumdan tutarak odaya sokup kapıyıda kapattı.Bu onunla yanlız kalma fikrini sevmemiştim çünkü yaramazlıklarımın sorgusunu bizzat bu odada kendisi yapardı ve gerekçelerim onu tatmin etmezse tokatı basardı bir daha yapmayacaksın diye bağırırdı.
Neyse ben sessiz ve ürkek beklemeye başladım ne olacak ,ne yapacak bana diye uzun sürmedi o kendinden emin bir sesle konuşmaya başladı
-bu odaya niye girdik gene diyosun sen şimdi dimi,
-evet
-bak anlatacaklarım önemli dikkatle dinle tamammı
-tamam
-bak biz seni çok seviyoruz ama senden ayrılmak zorunda bırakıldık
-nasıl yaniii
-bak bu duvardaki resim deki
-abimmiş ölmüş nolmuş
-hayır abin değil o senin
-nasıl yani kim peki
-offfff çok zor muş yaaaa
-neyyyyy
-bak kızım o senin babandı tamammı 27 yaşındayken böbrek yetmezliğinden öldü
-................................
-bende senin amcanım
-.....................................
-dışardaki anne dediğin o kadında senin babaannen seni o büyüttü 13 aylıkken aldı annenden ve bu güne kadar baktı kendi kızı gibi
-hiç anlamıyorumki ben .........
-ablanda halan oluyor yani babanın kız kardeşi
-ama benim babam öldüya o babam kim....
-oda senin babanın babası yani dedendi
-anlamaya çalış anlamadığın ne varsa sor hadi bekliyorum
-ben ...ben sen abiiii ay..amcaaa..yaa noluyor böyleeee kafam karıştıııı
-bak asıl annen arada sırada seni görmeye gelen o kadın vardıya; hani hediyeler getirirdi sana
-evet
-işte annen o kadın ve seni yarın almaya gelecek
-..................................................................................................................
-ve seni vermek zorundayız mahkemeye vermekle tehdit ediyor bizi
-ben hiç bir yere gitmiyorum beni vermeyin kimseye nolursunuz yaramazım diye mi bidaha söz annemi hiç üzmeyeceğim nolur beni o kadına vermeyin beni götürmesinlerrrrrrr.....
İşte hayatımın travması,yıkıldığım an,göz yaşlarımı koyvermiştim artık kanıra kanıra ağlıyor yalvarıyordum ..bana sarıldı oda titriyordu ve korkma seni veriyoruz ama hep senin yanındayız bizi sık sık görmeye gelirsin dedi.
Umutsuzca ağlayarak kapıyı açıp salona fırladım her kez babannemin başına toplanmıştı.Çünkü feryatlarım onu bayıltacak kadar dışarı duyulmuştu odadan.Yine sarılacak bir kucak bulamamış bir kenarda kalakalmıştım.
Babaannem ayılınca kucağına oturdum yalvardım ağlaştık beraber asıl anneme veryansın ediyordu babaannem çok kızgındı ona ama bu sonuçu değiştirmedi.
İşte orda koltukda yine o aynı kadın oturuyordu yanında 3-4 yaşlarında bir oğlan bebek birde 50 yaşlarında bir adam vardı ve gözlerini dikmiş üçüde bana bakıyordular.
İçimden allahım allahım nolur ben rüyada olayım gözümü açınca bunlar buradan kaybolsunlar diyordum.Bu arada ara ara gözlerimi acıp kapatmaya başladım ama ordalardı ve beni almadanda gideceğe benzemiyorlardı
Beni ellerini öpmeye ikna edemediler o adam bırakın yahu ısrar etmeyin dedi çok sıkılmıştı ayağa kalktı ben aşağıdayım bekliyorum dedi gitti.Okadında bana bakıp hadi hazırsan dedi ve bende bir yaygara koptu bunu tahmin etmeniz için oyaştaki halimin yerine kendinizi koymalısınız.Evde tanıdığım beni sevdiğini sandığım kim varsa yalvararak ellerine yapıştım nolurrrrr vermeyin beni diye ama nafile babannemin elini bile öpemedim çünkü ben kapıdan sürüklenirken o bayılmıştı.Şu an yazarken bu anılar hala içimi kavurur ve göz yaşlarıma yine mani olmadım .O günden beri sevgi arsızıyım ama bu huyum yüzündende çok hayat yanılgıları çöküşler yaşamaya devam ettim.
Babaannem artık yaşamıyor ,annem allah ömür versin halen hayatta ve birbirimize hala çokda sıcak içten sayılmayız aramızdaki duvar hiç yok olmadı.
Bu yazıyı yazıp bitirene kadar o günleri tekrar yaşadım sanki içim katıldı birde yazım hatalarını kontrol için okumak bile içimden gelmiyor eğer hatalarım varsa özür dilerim.Mutlu günler.
KIZILDERİLİ ATA SÖZLERİ...

- Ağlamaktan korkma! Zihindeki ıstırap veren düşünceler gözyaşı ile temizlenir.
- Tanrı' nın kelimeleri meşe yaprağı gibi sararıp düşmez: çam yaprağı gibi ilelebet yeşil kalır.
- Arkamda yürüme, ben öncün olmayabilirim. Önümde yürüme, takipçin olmayabilirim. Yanımda yürü, böylece ikimiz eşit oluruz.
- Ute Kabilesi
- Aşkı tanıdığında, Yaratıcı'yı da tanırsın.
- Fox Kabilesi
- Avlayacaksan en zayıf geyiği avla, çünkü sağlam olanlar yeni neslin devamını sağlayacaktır.
- Barış ve mutluluk her anda mevcuttur. Barış ve mutluluk her adımdadır. Ruhun meseleleri için siyasi çözümler yoktur.
- Bir başkasının kabahati hakkında konuşmadan önce daima kendi makoseninin içine bak
- Sauk Kabilesi
- Bir düşman çok, yüz dost azdır.
- Hopi Kabilesi
- Bir kere "Al şunu" demek, iki kere "Ben vereceğim" demekten iyidir. (Kabilesi bilinmiyor)
- Biz ağaçlara zarar vermek istemeyiz. Ne zaman onları kesmemiz gerekse, önce onlara tütün ikram ederiz. Odunu asla ziyan etmeyiz, lazım olduğu kadar keser, kestiğimizin hepsini kullanırız. Eğer onların hislerini düşünmez ve kesmeden önce tütün ikram etmezsek, ormanın diğer bütün ağaçları gözyaşı dökecektir, bu da bizim kalbimizi yaralar.
- Bütün Kızılderililer her yerde durmadan dans etmelidir. Önümüzdeki ilkyaz Yüce Ruh gelecek. Bütün av hayvanlarını geri getirecek. Avdan geçilmeyecek bu topraklarda. Bütün ölü Kızılderililer geri gelecek ve yeniden yaşayacaklar.
- Wovoka
- Doğum yapan her şey dişidir. Kadınların ezelden beri bildiği kainatin dengelerini erkekler de anlamaya başladıkları zaman, dünya daha iyi bir dünya olmak üzere degişmeye başlamış olacaktır.
- Mohawk Kabilesi
- Dünyadaki her şeyin bir sebebi vardır. Her bitki bir hastalığı tedavi etmek için büyür. Ve her insan bir görevle yaratılmıştır.
- Düşmanımı cesur ve kuvvetli yap! Eğer onu yenersem utanç duymayayım.
- Apache Kabilesi
- Eğer herkes bir başkası için bir şey yaparsa dünyada ihtiyaç içinde kimse kalmaz. Sadece bir kişiye yardım et! Şimdiki usul bu değil ama inanıyorum, insanlar bu yolu öğrenecekler.
- Eğer sorsanız: 'Sessizlik nedir?' Cevap veririz: O Büyük Ruh' un sesidir. Yine sorsanız: 'Sessizliğin meyveleri nelerdir?' Cevap veririz: Kendi kendini kontrol, gerçek cesaret demek olan metanet, sabır, vakar ve saygı.'
- Fakir olmak, şerefsiz olmaktan daha küçük bir meseledir.
- Gözlerde yaş yoksa, ruh gökkuşağına sahip olamaz.
- Gözün ile değil, yüreğin ile hüküm ver.
- Günümüzde insanlar bilgiyi arar oldu, hikmeti değil. Halbuki bilgi mazidir, hikmet ise istikbal.
- Lumbee Kabilesi
- Hayvanlar olmadan insanlar nedir ki? Eğer bütün hayvanlar kaybolup giderse insanoğlu büyük bir ruh yalnızlığı içinde ölecektir. Hayvanlara ne olduysa insanlara da aynısı olur. Her şey birbirine bağlıdır. Yerkürenin başına gelen, yerkürenin çocuklarının da başına gelecektir.
- Her şey halkadır. Her birimiz kendi hareketlerimizden sorumluyuz. Hepsi döner dolaşır, bize geri gelir.
- Herbirimizin farklı bir rüya gördüğünü hatırlatmakta fayda var.
- İhanet arkadaşlık zincirini karartır, fakat vefa onu her zamankinden parlak yapar.
- İlkbaharda usul usul yürü;toprak ona hamiledir...
- İnsan tabiattan uzaklaştıkça kalbi katılaşır.
- İnsanın gözleri öyle kelimelerle konuşur ki dil onları telaffuz edemez.
- Kehanet, muhtemel bir olayı kesin bir bakış ile görmekten başka şey değildir. Hava ya bulutlu olacaktır, ya da güneş açacaktır.
- Cherokee Kabilesi
- Komşun hakkında hüküm vermeden önce, iki ay onun makosenleriyle yürü!
- Cheyenne Kabilesi
- Nimet de külfet de 'Büyük Ruh' un elindedir. Bazen onun külfeti bizi nimetinden daha fazla akıllandırır.
- Ölüler güç ve bilgilerini beraberinde götürmez, yaşayanlara ilave eder.
- Hopi Kabilesi
- Senin vicdanın senden başkasını temsil edemez.
- Sevgi ile yorulmadan ilerleriz. Sevgi ile, sadece onunla başkaları için fedakarlık yapabiliriz.
- Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen birşey olduğunu anlayacak.
- Su gibi olmalıyız. Her şeyden aşağıda, ama kayadan bile kuvvetli.
- Siyu Kabilesi
- Şeytan hakkında konuşmayın. Gençlerin kalbinde merak uyandırır.
- Siyu Kabilesi
- Unutmayın çocuklarınız sizin değildir. Onu Yaratıcı'dan ödünç aldınız.
- Mohawk Kabilesi
- Üç barış vardır: Birinci barış, en önemli barıştır. İnsan ruhundadır o. İnsan, kainatla ve kainatın bütün güçleri ile olan ilişkisini, beraberliğini farkettiğinde, kainatın merkezinde Büyük Ruh'un durduğunu ve bu merkezin her yerde, her birimizin içinde olduğunu farkettiğinde birinci barış sağlanmıştır. Bu gerçek barıştır, diğerleri sadece bunun akisleridir. İkinci barış iki fert arasında olan barıştır. Üçüncü barış ise iki millet arasında yapılır. Fakat hepsinden önce, anlamalısınız ki 'gerçek barış' dediğim birinci barış, insanın ruhundaki barış yoksa ne fertler ne de milletler arasında barış olabilir.
- Yağmur iyilerin üzerine de yağar, kötülerin de..
- Yanlışı gören ve önlemek için eli uzatmayan yanlışı yapan kadar suçludur.
- Yapmamız gereken: her şeyi eski sadeliğine döndürmektir, böylece bozulan düzenimiz yeniden kurulacaktır.
- Yaşlılık ölüm kadar şerefli değildir. Yine de çok kimse onu ister.
- Dünya,bize atalarımızdan miras kalmadı,çocuklarımızdan ödünç aldık.
- Dur, dinle. Hep konuşursan hiç bir şey duyamazsın.
kaybetmeyi ahlaksız bir teklife tercih et. ilkinin acısı bir an, diğerinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer.
- İnsan iki ruhludur içinde bir iyi köpek birde kötü köpek kavga eder.hangisini daha çok beslersen o kazanır
MÜHENDİS DEYİP GEÇME PRATİK ZEKA GEREKTİRİR.

Üç işletmeci ve üc mühendisin iş icabı trenle bir seyahate çıkmaları gerekir. Tren garına giderler. Üç işletmeci 3 bilet aldığı halde mühendisler tek bilet alır. İşletmeciler bunun sebebini sorduklarında mühendisler :
- Bekleyin ve görün
derler. Trene binerler ve tren hareket ettikten bir süre sonra üç mühendis kalkıp hep beraber trenin tuvaletine girerler. Biraz sonra kondüktor gelir ve üç işletmeciden üç bileti alır. Tuvaletin önünden geçerken kapıyı tıklatıp :
- Bilet lütfen
der. Kapı açılır ve bir el bileti uzatır. İşletmeciler bunu görürler. Taktiği kapmışlardır. Donüş yolculuğu için yine gara giderler. İşletmeciler bu sefer tek bilet almışlardır. Mühendisler ise hiç bilet almaz. İşletmeciler yine şaşırıp sebebini sorduklarında mühendisler yine bekleyip görmelerini söylerler. Bir süre sonra yolculuk başlar. Önce işletmeciler kalkıp bir tuvalete girerler. Ardından da mühendisler karşısındaki tuvalete. Kondüktörün gelmesine yakın zamanda bir mühendis çıkıp karşı kapıyı tıklar ve
- Bilet lütfen
der. Açılan kapıdan bir el bileti uzatır. Bileti alan mühendis diğer tuvalete geri girer !...
TEA in JAPANA

Şu düzene bayıldım
hayran olmamak mümkün değil
Karadenizi görmüş çaylıkların arasına girmiş biriyim bu yüzdende bu temiz ,düzenli,simetrik çay tarlalarına imrenmemek elde değil.
her şey makinayla artık onlarda elle toplamayı bırakmış 
çaylar biçiliyor.Bizde karadeniz kadınının kabusu yılandır o çalılık çay fidelerinin arasına girerler bellerine kadar alttan neyin ısıracağı belli değildir.Yağmur yağıp durduysada belden aşağısı ıslak çalışılır.Karadeniz kadını hakikaten çefakardır.
Makine her yönden kesmeden önce çayı yıkıyor görüyormusunuz.
Çayları nasılda örtülerle koruyorlar karadenizlilere duyurulur.
CANLI TABLO GİBİ DENİZ CANLILARI

Çıplaksolungaçlılar yaşamları boyunca yeni doğmuş bir bebek gibi kaygan ve çıplak, öylece sürünüp gider. Salyangozların akrabası olan bu hayvanların ataları milyonlarca yıl önce kabuklarını silkip atmış;

geriye sadece, dünya genelinde okyanus tabanlarında ve mercan kitlelerinde bıraktıkları sümüksü izlerin üzerinde kayan deri, kas ve organlar kalmıştır.

Sığ kumluklardan ve resiflerden, derinliği bir kilometreyi aşan karanlık deniz tabanına kadar görülen çıplaksolungaçlılar hem sıcak, hem soğuk sularda, hatta fokurdayan derin deniz bacaları civarında bile yaşar.

Karındanbacaklılar sınıfının -ve daha geniş anlamda yumuşakçalar şubesinin- üyesi olan, çoğunlukla parmak büyüklüğündeki bu küçük yaratıklar, korunmasız bir şekilde yaşarlar; solungaçları sırtlarında püsküller oluşturur.

Akıntılı sularda kaslı ayak bağlantılarını bırakarak yuvarlanabilmelerine ve hatta bir kaçının da yüzebilmesine rağmen acele ettikleri pek görülmez...

Peki, doymak bilmez yırtıcıların cirit attığı yaşam alanlarında çıplaksolungaçlılar neden bir mangal partisindeki karidesler gibi yenilip yutulmuyor?

Anlaşılan o ki, bilinen 3 bini aşkın çıplaksolungaçlı türü kendini iyi savunacak özelliklere sahip.

Derilerinin kalın, yamru yumru ve sert pütürlü olmasıyla yetinmemiş, ayrıca ailenin diğer üyelerinin sahip olduğu kabuğu bırakıp, yerine daha hafif silahlar -zehirli salgılar ve yakıcı hücreler- edinmişler.

Birkaçı kendi zehirini üretse de çoğu bunu yediği yiyeceklerden elde ediyor.

rahatsız edildiklerinde bunları deri hücrelerinden ya da salgı bezlerinden salgılıyor.

Diğer çıplaksolungaçlılar ise ateş mercanları, anemonlar ve hydroidleri yerken edindikleri nematokistler adı verilen sımsıkı sarılmış yakıcıları içeren kapsülleri biriktiriyor.

tablo kadar şaheser yaratıklar

seyretmeye doyamıyor insan

yok böyle bir güzellik



Hiç biri için iğrenç diyebilirmisiniz tablo gibi saatlerce seyredebilirim bıkmadan renkleri insanı dinlendiriyor.
Sonunda çinliler bunuda yaptı 'ceset ekmek'

Çinliler sonunda bunuda yaptı;Cenin yiyen çinliler (yani ölü bebek yiyen çinliler) cesede birebir benzeyen ekmekler yaptılar. İnsan bunlara bakmaya dayanamazken bu ekmekler nasıl yenir kimbilirama itiraf etmeliyim ki çok iyi benzetilmiş son
derece inandırıcı.Benim iğrenç yemekler başlıklı yazımda gördünüzmü bilmiyorum ama bu midesizler her şeyi yiyorlar, Buraya ekleyemedim BAZILARINIZIN İÇİ KALKABİLİRDİ belkide çoğunuz biliyordur düşük,kürtaj yada her hangi sebebden ölmüş ceninleri hastane morglarından parayla alıp yemeğini yapıp yiyorlar,köpek yediklerini zaten bilmeyen yok böceklerde dahil buna yakında ölülerinide yer pis insan müsfetteleri, baksanıza ekmeklerini şimdiden insan parçaları gibi pişirip hazırlık yapıyorlar.Yakında hastane morglarına üşüşür bu kan emiciler.Artık evime cin malıda sokmuyorum zaten emek hırsızları bunlar.
AFRİKA MENEKŞESİ FANLARINA ......

Sarkmış yapraklar bitkinin çok fazla ışık aldığını, uzun ve sık büyümüş gövde ve az çiçek de çok az ışık aldığını gösterir.

Afrika menekşeleri direkt güneş ışığı almayan aydınlık ortamları sever. . Bitkilerin evlerde yazın kuzeye veya doğuya bakan cam önlerine yerleştirilmesi önerilir. Kışın ise batı veya güneye bakan cam önleri uygundur.Uygun ortam bulduğu zaman yıl boyunca çiçek açabilen bu bitki, çiçeklenmeler arasında bir kaç haftalık bir dinlenme dönemi geçirir.

Sıcaklık
Afrika menekşeleri ortalama 22-25 "Cde tutulduğunda hızla gelişmekte ve genç iken çiçeklenmektedir. Ancak sıcaklıktaki değişmeler (özetlikle düşmeler) bitkide durgunluk meydana getirmekte ve çiçeklenme süresini uzatmaktadır. Bu durumda tekrar çiçeklenmek için 6 ay ve hatta daha uzun süreye ihtiyaç duyar

.Musluk suyunu sevmez. Yumşak suyla sulanmalı ve yapraklarına su değdirilmemelidir. Toprak nemli tutulmalı ama çok fazla sulanmamalıdır. İlkbahar ve yaz mevsimleri boyunca haftada bir kez düşük dozda besin verilmesi iyi sonuç verecektir.

Esas üretimi yaprak çelikleri ile Haziran-Eylül ayları arasında yapılır. Sağlıklı ve olgun yapraklar 5 cm uzunluğundaki sapları ile birlikte kesilerek hacim olarak eşit miktarlarda turba ve kum karışımına dikilir. Ortamın sıcaklığı 18-21 oC dolayında tutulursa çelikler 2-3 haftada köklenirler.

Menekşe ayrı bir hastalıktır bence menekşe severlere bu yazım armağanım olsun umarım faydalı olmuştur.







